Sinan Güler Röportajı

2 Kasım 2010 Salı


Ligin 2. haftasında oynanan Erdemir-Efes Pilsen maçının bir gün öncesinde Sinan Güler ile keyifli bir röportaj yaptık. Bu benim ilk röportajımdı ve bu ilki hem oyun olarak hem de kişilik olarak en sevdiğim basketbolculardan biri ile gerçekleştirmek gayet güzel oldu. Başta; röportaj teklifimi geri çevirmediği için Sinan Güler'e, röportajın hazırlanması konusundaki yardımlarından dolayı arkadaşım Ayça Çavuşoğlu'na ve soru soran herkese teşekkürler. Umarım okurken keyif alacağınız bir röportaj olmuştur...



A Milli Takım’la Dünya 2.si oldunuz ve adını Türk basketbol tarihine altın harflerle yazdırdınız, bu sana neler hissettiriyor? Şampiyona öncesi ve sonrasına baktığımızda kariyerin adına neler değiştiğini söyleyebilirsin?
İnanılmaz bir duyguydu. Şimdi bile gümüş madalya kazandığımızı düşününce ne diyeceğimi bilemiyorum. Garip bir şey; çünkü her basketbolcunun gelmek istediği noktadır bu. Evimizde oynayacağımız Dünya Şampiyonası’nda milli takımın bir parçası olmak, kariyer hedeflerimden bir tanesiydi. Türkiye’ye döndüğümden beri hedeflediğim nokta; 2010’da Dünya Şampiyonası’na katılacak takımda olmaktı. Bunu en iyi şekilde değerlendirip gümüş madalya ile de süslemiş olmak çok önemli oldu. Bunu gerçekleştirdim, bundan sonraki hedefim olimpiyatlara katılacak takımda yer almak. Bunun için de Litvanya’da düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olmak gerekiyor. Kişisel açıdan da bakarsak NBA’de ya da Avrupa’da önemli yer sahibi olan takımlarda yer almak istiyorum. Şartlar uygun olursa tabii, böyle bir şansım olursa değerlendirmek isterim. Şu an için öyle bir ortam yok ama ilerleyen senelerde ne olur bilmem. 

Şampiyona sırasında kamp ortamı nasıldı? Aklında en çok yer eden 1-2 tane anını anlatabilir misin?
Biz takımdaki birliğimizi kampta nasıl yaşadıysak sahada onu gösterdik diye düşünüyorum. Herkes ayrı odalarda kalıyor olsa bile gerek tedavilerden dolayı olsun gerek sohbet amaçlı olsun tedavi odalarında sürekli muhabbet ediyorduk. Antalya’da kampın başladığı günden beri gerçekten güzel bir ortam vardı ve şampiyonada maç kazandıkça bu daha da güzel olmaya başladı. Aklıma ilk anılar; Ankara’daki dönem sırasında otobüs yolculuklarında Cem Yılmaz seyretmemiz ve iPhone’da kelime oyunu oynamamız. Bunlar gerçekten çok eğlenceli ve bizi birbirimize biraz daha yaklaştıran şeylerdi.


Final maçından sonra "Şu an 2.lik için üzülüyoruz; ama bu madalyanın değerini ileride daha iyi anlayacağız" gibi cümleler kurmuştun. Bu ikinciliği Türk basketbolu için değerlendirmeni istesek neler söyleyebilirsin? Türkiye, basketbol ülkesi olma yolunda nasıl adımlar attı?
Gerek şampiyona sırasındaki 15 günlük süreç olsun gerekse de şampiyona öncesindeki yaklaşık 6 senelik süreç, Türk basketbolu açısından önemliydi. Bu turnuva herkesin hedeflediği bir turnuvaydı. Türkiye’de federasyon, antrenörler ve oyuncular olarak hem organizasyon açısından hem de biz takım ile birlikte bunun altından alnımızın akıyla çıkmayı hedefledik hep. Turnuva sonrasına bakarsak daha da iyilerini yaptığımızı düşünüyorum ve herkes gururla bahsedebileceğimiz bir organizasyon yaptığımızı söylüyor. Zaten bizim başarımız da gayet ortada; final oynadık ve herkesin keşke olsa dediği Türkiye-ABD finali oldu turnuvada. Gerek basketbol gerek ülke olarak Türkiye’yi çok güzel bir şekilde tanıttığımızı düşünüyorum.

İlerleyen süreç için söyleyebileceğim pek bir şey yok aslında. Türkiye’de bazı şeylerin ne kadar gelip geçici olduğu ortada. Bir hafta sonra Türkiye kupası sponsor ve kanal bulamaz halde iş yapılıyor. Biz oyuncular olarak bu şampiyona sayesinde insanlara basketbolu sevdirdik ve inşallah bunun genelinde de çocuklar olduğunu umuyorum. Eğer onlar da kendi basketbol sevgilerini bırakmadan devam ettirirlerse o zaman basketbol bir yere gelir ve sırf takımların kurulup da belli başarılara gelmesini bekleyerek ilerleme olacağını sanmıyorum. Türkiye’nin basketbolu bir şekilde endüstri haline getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu arada yanlış anlaşılmasın, bu tüm sporlar için gerekli. Türkiye’nin bir spor ülkesi haline gelmesi ya da olimpiyata ev sahipliği yapacak konuma gelmesi için bu tarz şeylerin yapılması gerekiyor.


Dünya Şampiyonası’ndan sonra kısa bir süre dinlenme imkânın oldu ve Efes Pilsen’le birlikte lig için çalışmalara başladınız. Yeni bir sezonla birlikte yeni bir koç ve oyun arkadaşlarına sahipsiniz. Geçtiğimiz sezona göre takımda ne gibi farklılıklar var; bu değişiklikler hakkında neler düşünüyorsun? Takıma katılanlar nasıl bir hava getirdi?
Bu sene takımdaki herkes birbirine daha yakın diyebilirim. Geçen sene çeşitli sebeplerden dolayı dışarıdan bakıldığında kopukluklar var gibi görünüyordu. Bu sene yeni bir antrenör var, yeni bir sistem var ve bununla birlikte belki de alışık olmadığımız bir sistemle oynamaya çalışıyoruz. İnanıyorum ki bu yeni sistemle iyi bir şekilde oynamaya devam edebilirsek, iyi de oynarsak çok başarılı olabiliriz. Zorlandığımız anlar tabi ki de oluyor. Bunda sezon başında olmamızın büyük etkisi var. Özellikle milli takımdan gelen oyuncular, Nachbar da dahil olma üzere, yoğun bir dönemden çıkıp tekrar farklı bir yoğun döneme girince biraz adaptasyonda sorunlar yaşanmıştır diye düşünüyorum. Ama bizim burada artık sezonun başlamasıyla beraber yapmamız gerekenlere daha çok konsantre olmamız gerekiyor.

Perasovic’le kısa süredir çalışıyorsunuz, onun için neler söyleyebilirsin? Koç takımı nasıl yönlendiriyor ve onun sistemi içinde kendini nerede görüyorsun?
Heyecanlı ve diğer koçlara baktığımız zaman biraz daha genç bir koç ve sistem olarak Yugoslav ekolünden gelmiş bir oyuncu ve antrenör olduğu için gene Hırvat basketbolunun özelliklerini taşıyor. Oynamak istediği basketbolda ben gerçekten iyi şanslar elde edebilirim diye düşünüyorum.

Ayrıca ağır idmanlarla sizleri zorladığını duyduk, bu konuda neler söyleyeceksin?
Fiziksel olarak biraz daha yorucu antrenmanlar yapabiliyoruz, ama açıkçası başarılı olmak istiyorsak fiziksel olarak en iyi durumda olmamız lazım ve bunun için de her zaman daha fazla çalışabilmeliyiz.


Türkiye Kupası’nda 3’te 3 yapıldı, ardından Cumhurbaşkanlığı Kupası geldi ve sonra da iki mağlubiyet alındı. Bu maçları kısaca değerlendirir misin?
Ordu’daki maçlarda tam istediğimiz tempoda olmasa da iyi bir basketbol oynadığımızı söyleyebilirim. Takım olarak özellikle paylaşımcı bir basketbol oynamaya çalışmamız gerçekten önemliydi. Fenerbahçe maçının genelinde kötü oynamış ve geriden gelmiş olsak da bu oyunu ikinci yarıda gösterdik. İkinci yarıda Kerem’in göstermiş olduğu mücadele inanılmazdı. Son dakikada Fenerbahçe gibi bir takım karşısında öne geçip kazanmak zor bir şeydi. Ondan sonra oynadığımız iki maçtan Antalya maçı bence tamamen gafil avlanmaydı. Bütün maç boyunca Antalya’nın oynamak istediği tempoda oynayıp karşı gelemedik diye düşünüyorum. Olimpija maçında da gene ikinci yarı iyi basketbol oynayıp öne geçtiğimiz dakikalarda o farkı koruyamamamız ve sonra da uzunların yaşadığı faul problemiyle kazanamadığımız bir maç oldu.


Union Olimpija maçında hiç süre almadın; Cenk ve Ender de çok kısa süreler oynadılar. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Koçun tercihidir, bir şey söylemem yanlış olur.

Dün AJ Milano deplasmanda CSKA’yı devirdi, Panathinaikos da yine deplasmanda Valencia’yı yendi. Çok zorlu ve çekişmeli bir grup olacak gibi, sen neler düşünüyorsun?
Kesinlikle. Biz de deplasmanda galibiyet alsaydık çok iyi bir avantaj yakalamış olurduk diye düşünüyorum. Bundan sonraki iki maç evimizde bunları kazanarak iyi bir hava yakalamalıyız.


Amerika’da 13-15 sayı ortalaması ile oynarken Türkiye’de ise daha çok savunma yönüyle ön plana çıkan bir oyuncu olarak görüyoruz seni. Bunun nedeni nedir?
Amerika’ya ilk gittiğimde oynadığım takımda savunma açısından yaptığım şeylerle süre bulabiliyordum. Ondan sonra 2 senelik okuldan 4 senelik okula geçtiğimde zaten ilk transfer konuşmaları başladığında benim özelliklerim arasında en çok savunma özelliklerim ilgilerini çekmişti; fakat okulu ziyarete gittiğimde takımdakilerle beraber idman havasında bir maç yapmıştık. O maç sırasında koçun benim skorer yeteneklerimi görmesi, biraz daha rahat topa hakim bir şekilde oynamamla beraber çok hoşuna gitmişti. Zaten iki sene içerisinde dediğin gibi 13-15 sayı ortalamalarla oynayıp, takımın iki yönünde de hem ofansif hem defansif açıdan önemli bir yer sahibi oldum. Türkiye’ye gelince Daçka’dan başlayan bir şeyle beraber farklı sistemlere girdim. Sonuç olarak Amerika’daki takımlara baktığınız zaman en elle tutulan oyunculardan biri bendim, hücum açısından olsun ya da farklı şekillerde olsun. Ama burada özellikle Daçka’da ve Beşiktaş’ta olan dönemlerde savunmanın verdiği şeylerden ve takımdaki sistem yapılarından dolayı bir kalıbı sokulmaya çalışıldım. Ve zaten ben de anladım ki Türkiye’de benim tarzımdaki ve pozisyonumdaki oyuncuların çoğu zaten savunmayla ön plana çıkmadan hak ettikleri yerlere gelemiyorlar. En iyi örneklerinden biri ağabeyim, Ömer Onan ve Mustafa Abi. Onun dışında da bence Beşiktaş’taki zamandan itibaren hücumsal açıdan neler yapabileceğimi sık sık gösterdiğimi düşünüyorum. Özellikle, Dünya Şampiyonası sırasında daha da üst seviyeye çektiğimi düşünüyorum bunu.


Basketbolunu değerlendirirsen güçlü olduğun tarafların ve eksik olan tarafların nelerdir? Eksiklerini gidermek için neler yapıyorsun?
Pozitif şeylerden bahsetmeye gerek yok bence, ama negatif şeylere gelirsek hücumda özellikle şut konusunda daha istikrarlı olabileceğimi düşünüyorum. Bunun için ekstra çalışmalar yapıyorum. Aynı zamanda bunun büyük bir kısmının özgüvenle alakalı olduğunu düşünüyorum, kendime güven geldiği zaman çok daha farklı bir boyutta oynayabileceğimi düşünüyorum. Savunmada da 2 ya da 3 numaralı pozisyondaki oyuncuları savunurken daha etkili olabilmem için biraz daha kuvvetlenmem gerektiğini düşünüyorum.


Sana en çok sorulan sorulardan biri de neden daha fazla süre alabileceğin bir takımda oynamadığın yönünde. Ben bu konuda rengimi belli edeyim; senin o müthiş savunma katkın ve hücumda da patlayıcı gücün ile Efes Pilsen’de sistem içinde çok büyük bir yer edinebileceğini düşünüyorum. Sen neler söylersin?
Dediğine katılıyorum. Bu konuyla ilgili her türlü eleştiri gelir. Zamanında aynı şeyleri ağabeyim de yaşadı, yine bahsettiğim örneklerden belki Ömer Onan sıyrılıp Fenerbahçe’de önemli bir yer kazanmış olsa da bu tarz çarklara girip çıkmak durumunda kalan oyuncular oldu. Ben açıkçası o çarkları kırabileceğimi düşünüyorum her şeyden önce; çünkü benim pozisyonumdaki oyuncuların sahip oldukları özelliklerin dışında özelliklere sahip olduğumu düşünüyorum karakter olarak ve sahada yapabileceğim bazı ekstra şeylerle. Aynı zamanda kendimi az oynamaya, yeri geldiği zaman da hiç oynamamaya psikolojik olarak iyi hazırladığımı ve buna göre her türlü şekilde hazır olmayı alışkanlık edindiğimi düşünüyorum. Son olarak da ne olursa olsun her türlü şekilde kendimi geliştirmek açısından kişisel başarının yanında takımsal başarıları da ön planda tutmaya çalışıyorum. Eğer daha fazla gelişmek ve daha iyi bir oyuncu olmak istiyorsam belirli başarılara ulaşmak istiyorsam bu tarz yollardan geçmek zorundayım. Şans verildiği zaman neler yapabileceğim ortada diye düşünüyorum.


Ağabeyin Muratcan ile geçtiğimiz hafta 17.kez karşılaştınız. Özellikle onunla eşleştiğinde neler hissediyorsun? O an onu normal olarak eşleştiğin bir oyuncu olarak mı görüyorsun yoksa diğer eşleşmelerden bir farkı oluyor mu?

Kesinlikle farklı oluyor. Ağabey-kardeş oynamak garip bir durum. Diğer rakiplere davrandığın gibi davranmıyorsun haliyle ama biz çocukluğumuzdan beri basketbolun içerisinde olmanın, spora olan sevgimiz ve saygımız dolayısıyla bunu olabildiğince sıfırlamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda karşılıklı bu kadar senedir basketbolla beraber büyümenin de verdiği bir rekabet var. Karşılıklı birebir oynayarak büyüdük ve bunu İTÜ’nün Gümüşsuyu’ndaki o eski salonunda yaparken şimdi herkesin televizyon ortamında izleyeceği bir ortamda yapmak da inanılmaz bir duygu. Mesela, keşke milli takımda beraber oynayabilsek ya da zamanı gelir aynı takımda birlikte oynayabiliriz, o da çok güzel olur.


Ayrıca, yakın zamanda o baba oldu, sen de amca oldun. Hayırlı olsun öncelikle… Nasıl bir duygu bu, küçük Selim senin hayatına neler getirdi?
Teşekkürler... Küçük Selim benim hayatıma eğlence getirdi, ben amca olduğum için ona kendi çocuğum gibi bakacağımı biliyorum ve bunu ağabeyimle eşine de söylüyorum. Hiç olmadığı kadar şımartacağım onu… (Gülerek) Her şeyden önce heyecan getirdi, bakalım nasıl olacak büyümeye başladığı zaman, nereye yönlenecek göreceğiz. Basketbol olur mu olmaz mı bilmiyorum; ama sporun içinde olacağı kesin diye düşünüyorum.


Şimdi de bloga gelen sorularla devam edelim… Avrupa'da ve Türkiye'de savunmayı en çok sevdiğin oyuncuların kimler?
En çok başıma gelen ve en çok eğlendiğim eşleşme Solomon’dur, her zaman için. Gerek Beşiktaş döneminde gerekse de Efes Pilsen senesinde, Daçka’da da karşılıklı oynamıştık. Karşımda olması bana her zaman ekstra bir motivasyon olmuştur ve çoğunlukla da başarılı olan taraf ben oldum diye düşünüyorum, özellikle top kayıpları konusunda. Onun dışında; Trajan Langdon’a karşı oynamak zorlu bir şey ve aynı zamanda güzel de bir şey. Çünkü Efes Pilsen forması giymiş bir oyuncu, kesinlikle burnu havada da bir oyuncu değil. Mesela geçen hazırlık maçında konuşabildik de. Bir pozisyon oldu, bana bir faul çalındı, o faul ile ilgili konuştuk, bana neden faul çalındığını söyledi. O tarz oyuncuları seviyorum ben. Onun haricinde, Polonya’daki İspanya maçında oynadım ama Navarro ve Rubio olabilir. En çok tutmak istediğimin oyuncu ise Teodosic’dir, kesinlikle. Tutması zor oyunculardan biri, çok yetenekli ve Avrupa’nın uzun süre konuşacağı oyunculardan biri olacak…

Basketbol dışında tutkun olduğunuz başka bir spor dalı var mı?
Basketbol dışında başka bir şey yapmak için pek bir vakit yok ama bütün sporları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Hangisine daha fazla ilgi duyuyorum bilmiyorum ama olabildiğince bütün sporları takip ediyorum. Ama en az takip ettiğim futboldur büyük ihtimalle.


Takımda en iyi anlaştığınız oyuncu kim?
Buna Türk'lerin dışında cevap vereyim, çünkü Türk’lerin hepsiyle 4 senedir milli takımlardan dolayı beraberiz. Bootsy Thornton. 3 senedir beraber oynadığımızdan ve idmanlarda sürekli eşleşmemizden dolayı bana basketbolda çok şey öğretti. İdolüm diyebilirim, çok büyük bir öğretici oldu benim için.

Antrenmanlar ve maçlar dışında neler yapıyorsun?
Genellikle vaktimi çoğunu evde geçiriyorum, evcimen birisiyim. Bunlar dışında en fazla sinemaya ya da yemeğe gidiyorum, artık onlara da ne kadar vakit ayırabilirsem. Çalışma saatlerimizden dolayı zor oluyor ama vaktimin çoğunu bilgisayar başında veya xbox başında geçirdiğimi söyleyebilirim.

Sol omzunuzdaki dövmenin anlamı nedir?
Sol omzumdaki dövmeyi bazıları kanatlı falan bir şeyler sanıyor ama değil. Vatikan’da Katolik Hristiyanlık’ın merkezinde, Sistine Chapel’de bir resim vardır; Tanrı Adem’e uzanır. Onun basketbol toplusu.


Mehmet Turgut’la yeni fotoğraf projeleri var mı?

Olsun isterim. Mehmet Turgut’la 46 dergisiyle için yaptığımız Nike çekiminde çok eğlendik. Daha sonrasında Efes Pilsen’le ilgili çekimlerde tekrar görünce gerçekten çok sevindim. Belki de kendim bir proje yaratıp tekrar bir şeyler yapabiliriz.

Oyun konsollarıyla ve basketbol oyunlarıyla aran nasıl?
Zamanımın büyük çoğunu bunlara ayırıyorum. Oynamak olarak olmasa bile fikir açısından, takip etme açısından onlarla ilgileniyorum. Basketbol oyunlarından NBA 2K11’i aldım ama daha oynayamadım. Onun dışında en çok oynadığım oyunlar Call of Duty ve Guitar Hero’dur .

NBA’i düzenli takip ediyor musun?
Hayır.

İstanbul’da en çok gittiğin mekan?
Bebek.

En beğendiğin yerli ve yabancı film?
Genel olarak “Yüzüklerin Efendisi”, bu sene içinse “Inception”. Yerli film olarak da çok eski bir filmdir ama; “Her Şey Çok Güzel Olacak”. Her zaman çok sevdiğim ve eğlendiğim bir filmdir. Bu sene de “Eyvah Eyvah”ı çok beğenmiştim.

En çok beğendiğin ettiğin müzik grupları?
Metallica ve Eminem.

En çok oynadığın bilgisayar oyunu?
Pek oynamıyorum ama şimdi Civilization 5 çıkacak, çıktı da Mac’e çıkacak, onu bekliyorum.

Basketbol dışındaki ilgi alanların nelerdir?
İnternet, bilgisayar ve teknoloji diyebiliriz.

Teknolojiyle aranın iyi olduğunu biliniyoruz, bu aralar takip ettiğin ürünler nelerdir ve vazgeçemeyeceğin 3 teknolojik ürün nedir?
En çok takip ettiğim ürünler Apple ürünleri oluyor genelde. Vazgeçemeyeceğim 3 ürün ise iPhone, iPad ve oyun konsolları.

Maçlar için fiziksel çalışmanın yanında, mental açıdan hazırlanmak adına özellikle yaptığın uygulamalar var mı? Bu konuda takımın teknik kadrosunun oyunculara yaklaşımı ve katkısı nedir?
Teknik kadro, maç öncesi konuşmalarıyla yeteri kadar katkıda bulunuyor zaten. Her oyuncunun kendine göre maçtan önce yaptığı bir takım şeyler vardır, ben genelde maç öncesi müzik dinleyerek ve maçta gelebilecek pozisyonlarla ilgili düşünerek geçiriyorum o vakti.


Sporcu olarak bir günün nasıl geçiyor? Bu kadar disiplinli bir hayat sürdürmek seni hiç yordu mu ve keşke başka bir meslekte olsaydım dediğin oldu mu? Amerika da uluslar arası ilişkiler okudun, ileride bu alanda çalışmayı düşünür müsün?
Öncelikle çocukluğumdan beri basketbolun içinde olduğum için hiç bir zaman meslek olarak görmedim. Bu işten para kazanıyor olsam bile her gün severek yapıyorum bazen sıkıldığım yorulduğum dönemler oluyor ama işin bir parçası da bu. Günün büyük kısmı İstanbul trafiğinde antrenmana git-gel ile geçiyor. Onun dışında da ailem veya arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Okuduğum bölüme dairse şu an bile kafamda oluşturduğum düşünceler var, ilerleyen senelerde umarım bunlar gerçekleşir.

Aktif olarak basketbol oynamayı bıraktıktan sonra yine basketbolun içinde yer almayı düşünüyor musun?
Şu an için profesyonel seviyede basketbol içinde olmayı düşünmesem bile altyapılarda çalışmayı isterim diye düşünüyorum. İlerleyen senelerde ne olur, basketbol kariyerim ne kadar sürer bilemiyorum.


Gerek milli takımda gerekse de Euroleague’de pek çok maça çıktın ve farklı seyirci gruplarına oynadın. Türk seyircisi nasıl bir yere koyabilirsiniz? Dünya Şampiyonası’nda sizleri yalnız bırakmadılar ancak lig maçlarına baktığımızda hala “basketbol seyircisi” adına bir kültür geliştiremediğimizi görüyoruz.
Basketbol kültürünün oluşması için öncelikle maça gidilmesi gerek. Ne oyuncu boş salonda oynamayı sever, ne de seyirci boş salonda maça gitmeyi sever. O yüzden de sahaların ilgi çekici olmayışı bu konuda etkili. Onun dışında Türk seyircisi özellikle Ankara’daki maçlarda inanılmazdı. İstanbul’daki maçlarda bizim maçların da rahatladığından dolayı özellikle yarı finale olan maçlarda, biraz daha pasif geçmiş olabilir. Bunda söylenebilecek bir şey yok ama sonuç olarak hem maça gelip bizi destekleyenlere hem de televizyon başındaki herkese güzel bir basketbol şöleni verdiğimizi düşünüyorum. Artık yapılması gereken tek şey; basketbolseverlerin sadece forma kırmızı-beyaz diye değil, diğer maçlar için de salonlara gitmeye başlaması diye düşünüyorum.

Son iki soru da tekrardan benim sorularım… Her maç sizi desteklemeye gelen bir taraftar grubu var; Efesliler. Onlar için neler düşünüyorsun? 30-40 kişi de olsa her maça gelen kemikleşmiş bir grup. Efes Pilsen’li bir oyuncu olarak onlardan isteğin nelerdir?
Artık yaklaşık 3 senedir beraber olduğumuz için Efesliler grubunun birçok üyesiyle arkadaş olduk diyebilirim. Onların desteğini görmek, onların bizim yaptığımız iyi ya da kötü şeyleri görüp belirtmesi güzel şeyler diye düşünüyorum. Açıkçası basketbolu bilerek maç izliyor olmanız da gurur duyulması gereken bir şey. Keşke bu tarz organizasyonlar biraz daha artsa basketbolun gelişmesi açısından daha iyi olacağını düşünüyorum. Efes Pilsen taraftarlığı ben kendimden biliyorum, Koraç Kupası’yla ve oradaki Avrupa heyecanıyla beraber gelmiş bir şey ve keşke bu biraz daha aşılanabilse etrafa.


Son olarak, bir Efes Pilsen efsanesi olan Adnan Güney (Ado) için neler söylemek istersin?

Adnan Ağabey bir tane. Türk basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi malzemecisi gerçekten. 25 senedir bu kulübün içersinde. Bize bu kadar sabırla yaklaştığı ve stresimizi aldığı için Efes Pilsen’in başarısında emeği çok büyüktür.

5 yorum:

Sarıkaya 2 Kasım 2010 10:30  

Harika bir söyleşi, eline diline sağlık Burhan.

Sinan'ın en çok "bundan sonraki hedefim olimpiyatlara katılacak takımda yer almak. Bunun için de Litvanya’da düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olmak gerekiyor." lafını beğendim.

kafsinkaf 2 Kasım 2010 15:27  

hakikaten çok güzel olmuş sitede gördümde geldim eline koluna sağlık bide ben şu sinan'la konuşabilsem.. :)

N.Hakan 2 Kasım 2010 17:54  

Dünya Şampiyonası'nda grup maçları esnasında Ankara seyircisine laf atanlara saha içinden içimin yağlarını eriten bir cevap...

" Onun dışında Türk seyircisi özellikle Ankara’daki maçlarda inanılmazdı. İstanbul’daki maçlarda bizim maçların da rahatladığından dolayı özellikle yarı finale olan maçlarda, biraz daha pasif geçmiş olabilir."

İstanbul'u da küstürmemeye çalışmış ama :)

Adsız,  3 Kasım 2010 22:13  

elinize sağlık harika olmuş

Yorum Gönder